Otistik çocuklar için söyleyecekler

Eklenme Tarihi :14 Haziran 2009  Kategori :YaÅŸam  Yazan :cnr

Åžubat 2009 da eÄŸitim öğretime açılan Zeytinburnu OÇEM(Otistik Çocuklar EÄŸitim Merkezi)’ne destek için Kıraç ve İsmet Arıcı hayranları ile buluÅŸuyor.
Fiziksel kapasitesiyle Türkiye’nin en büyük eğitim alanına sahip. 5 katlı bir binada 25 derslikli olarak planlanan okulda şu anda 10 sınıf eğitime açık.

Diğer sınıflar malzeme ve öğretmen eksiği nedeniyle eğitime açılamadı. Atanmış hizmetli ve memuru bulunmayan 5 katlı eğitim binasının temizliğini, bina dışındaki iş ve işlemleri personel yokluğundan dolayı tek kişi ile yürütmekte. Otizm tedavisi pahalı bir süreç istediği için veliler bu noktada maddi imkansızlıklar içerisindeler.

OÇEM’ e katkı sağlama adına 19 Haziran 2009 düzenlenecek konserin organizatörlüğünü üstlenen Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi öğretim elemanları İsmet Arıcı ve Bülent Halvaşi’ye kendisi de Marmara Üniversiteli olan KIRAÇ’tan tam destek geldi.

Zeytinburnu’ndaki Zühtü Kurtulmuş Lisesinin mezuniyeti vesilesiyle Zühtü Kurtulmuş Lisesi bahçesinde verilecek yardım konserinde Türk rockunun akademisyeni İsmet ARICI, Yard. Doç. Dr. Bülent HALVAŞİ ve KIRAÇ gönüllü sahne alacak.

Ses, ışık ve sahne desteği BTS MÜZİK, A-SAHNE ve KENTAŞ NAKLİYE tarafından sağlanacak gecenin medya sponsorluğunu magazinkolik.com yapmakta. Gecenin tüm geliri OÇEM’ e verilecek.

Türkiye kardiyolojide dünyadan geri değil.

Eklenme Tarihi :14 Haziran 2009  Kategori :SaÄŸlık  Yazan :cnr

Türk Kardiyoloji DerneÄŸi (TKD) BaÅŸkanı Prof. Dr. Çetin Erol, Türkiye’de bilimsel anlamda kardiyolojinin, dünyanın hiçbir ülkesinden geri olmadığını söyledi.
Erol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de ölümlerin yarısının, kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığına dikkati çekerek, bu nedenle dernek olarak doktorların kalp hastalıkları konusundaki bilgilerinin artırılmasına ve halkın bilinçlendirilmesine büyük önem verdiklerini söyledi.

Bilimsel kongreler ve toplantılar düzenlediklerini ifade eden Erol, halka yönelik yaptıkları kampanyalara deÄŸindi. Türkiye’de kalp damar hastalıklarındaki en önemli faktörlerin, sigara, hipertansiyon, kan kolesterolündeki yükseklik veya iyi kolesteroldeki düşüklük ve ÅŸeker hastalığı olduÄŸunu belirten Erol, bu nedenle de halka yönelik kampanyaları, bu risk faktörleri çerçevesinde yaptıklarını kaydetti.

Erol, kampanyalar hakkında şu bilgileri verdi:

”Mesela 4 yıldır devam eden, 12-8 dediÄŸimiz hipertansiyona karşı kampanyamız var. Bu kampanya vesilesiyle Türkiye’nin hemen her yerinde hipertansiyonun önemi anlatıldı. Hipertansiyon kan basıncı ölçümleri yapıldı. Kan basıncı yüksek olan, yani hipertansiyonu olan hastalar doktorlara yönlendirildi, takip edildi. Ve halkın kan basıncının önemi hakkındaki fikri artırıldı, bilinçlendirildi ve bu iÅŸin ciddiyeti, önemi kendilerine gösterildi. Kampanyamız halen de devam ediyor. İkinci bir kampanya, kalp-damar hastalıklarındaki riski belirlemeye yönelik ve birinci kademedeki hekimlerimizi, özellikle bu risk tayinini yapmakta daha ehil kılmak için yapılan bir kampanya, ‘Kalbini Koru İçinde Sevdiklerin Var’ kampanyasıydı. Çok güzel bir televizyon filmiyle bu kampanya tanıtılmıştı ve birçok doktor bununla eÄŸitildi. Ve ÅŸu anda da halka yönelik olarak da belediyelerle iÅŸbirliÄŸi içerisinde halk toplantıları yapılıyor.”

-”KALBİNİ SEV, KIRMIZI GİY” KAMPANYASI-

En son kampanyalarının ise yaklaşık 1 yıldır devam eden ”Kalbini Sev, Kırmızı Giy” kampanyası olduÄŸunu ifade eden Prof. Dr. Erol, bu kampanyaya halkın ”Kırmızı Kampanyası” dediÄŸini söyledi.

Bu kampanyanın derneklerine çok büyük bir tanınırlık saÄŸladığını, aynı zamanda halkta ‘Niçin Kırmızı?’ diye merak uyandırdığını anlatan Erol, ”Kırmızı, renk niye tercih edildi? Çünkü kırmızı kanımızın rengi, kalbimizin rengi, aÅŸkın rengi, bayrağımızın rengi ve aynı zamanda da tehlikenin rengidir. Biliyorsunuz her zaman ambulansların rengi, herhangi bir yerdeki yangın iÅŸareti, her zaman tehlikeli olan ÅŸeyler kırmızıyla gösterilir. Onun için kırmızı tercih edilmiÅŸtir” diye konuÅŸtu.

Kırmızı rengin ”EÄŸer siz üzerinize kırmızı bir ÅŸeyler giyiyorsanız, evet Türkiye’deki kalp ve damar hastalıklarının ciddiyetini, önemini biliyorum ben, bu bir tehlikedir ve ben bunun bilincindeyim, bunun için gereken tedbiri aldım, size de bunu üstüme giydiÄŸim bu kırmızıyla bildiriyorum” anlamına geldiÄŸini ifade eden Erol, o nedenle bu kampanya kapsamında kırmızı rengin televizyon reklamlarında ve diÄŸer aktivitelerle yaygın bir ÅŸekilde sunulduÄŸunu, kampanyanın deÄŸiÅŸik tarzlardaki aktivitelerle devam edeceÄŸini söyledi.

-”YENİ KAMPANYA: KALBİNİZ NE KADAR GENÇ?”

Kırmızı rengini, Dünya Kalp Federasyonu, Avrupa ve Amerika kardiyoloji derneklerinin sadece kadınlardaki kalp damar hastalıklarına yönelik kullandığını anlatan Erol, şunları söyledi:

”Ama biz oraya bir kravat ilave ederek bunu hem kadınlarımıza, hem erkeklerimize yönelik hale getirdik. Bunu bütün halkımıza yaymış olduk. Åžimdi bundan sonraki süreçte Dünya Kalp Federasyonunun yeni kampanyasına sanıyorum biz de katılarak ‘Kalbiniz Ne Kadar Genç?’ diye bir kampanya uygulayacağız. Böylece o risk faktörleriyle beraber, aslında bulunduÄŸunuz yaÅŸa göre kalbiniz daha mı yaÅŸlı sizden, yoksa kalbiniz bulunduÄŸunuz yaÅŸa göre daha mı genç, bunun hesaplamaları yapılacak. Bu kampanyayı da önümüzdeki dönemde uygulamaya koyacağız.”

Erol, Kalp-damar hastalıklarının ana faktörlerinden biri olan sigaraya karşı getirilen yasağın kalp-damar hastalıklarının azalmasında çok büyük bir adım olduğunu kaydetti.

-TÜRKİYE’NİN KARDİYOLOJİ ALANINDAKİ DURUMU-

Türkiye ile geliÅŸmiÅŸ ülkelerin kardiyoloji alanındaki durumunu kıyaslayan Erol, ”Türkiye’de bilimsel anlamda kardiyoloji, dünyanın hiçbir ülkesinden, ne Amerika’ndan, ne Avrupa’dan geri deÄŸil. Gerek tanı bakımından, gerek tedavi bakımından kesinlikle ve kesinlikle Türkiye’de her ÅŸey yapılıyor, o yönde hiçbir şüphe yok” dedi.

Pdof. Dr. Erol, Türkiye’deki hastanelerin birinci sınıf hastane konumuna geldiÄŸini, ”bakım, saÄŸlık personeli” gibi eksikliklerin de zamanla mutlaka karşılanacağını anlattı.

Futbolcular kaçırılma öykülerini anlattı

Eklenme Tarihi :14 Haziran 2009  Kategori :Spor  Yazan :cnr

Mehmet Topuz’un Beşiktaş ve F.Bahçe arasında yılan hikayesine dönen transferi bir döneme damgasını vuran futbolcu kaçırma olaylarını akla getirdi. Kaçırılan futbolcular hikayelerini anlattı.

15 yıldır uygulanmayan bu ‘milli transfer’ yönteminin unutulmaz isimleri kendi kaçırılma hikayelerini anlatırken, Topuz olayını yorumladı.

Ne BeÅŸiktaş’ın ÅŸampiyonluÄŸu ne Galatasaray’ın dünyanın en ünlü futbol adamlarından Frank Rijkaard’ı takımın başına getirmesi… Son günlerin en çok konuÅŸulan ve sonucu en merak edilen gündem maddesi Kayserisporlu Mehmet Topuz’un transferi. Fenerbahçe ve BeÅŸiktaÅŸ gibi iki büyük kulübü baÅŸkanlar düzeyinde ciddi bir çekiÅŸme içine sokan bu olayda kimin haklı olduÄŸu konusu günlerdir tartışılıyor.

Her iki kulüp de ‘Mehmet Topuz bizim futbolcumuz’ diyor. Kayserispor Fenerbahçe’yle anlaştığını söylüyor, Topuz ise Beşiktaş’ta oynamak istediğini. Bu tuhaf diyaloglarla dolu transfer girişiminde Topuz’u, kulüp başkanlarını, futbolcunun menajerini suçlayanların yanı sıra, bu hikayeden yola çıkıp Türkiye’deki futbol sistemini eleştirenler de oldu.

Ancak bu tartışmalar, futbolu yıllar öncesinden takip etmeye baÅŸlayanların hafızasında sadece ÅŸu meÅŸhur yöntemi canlandırdı: Futbolcuyu kaçırıp saklayarak transferi garantilemek. Bugün bilmeyene anlattığınızda espri konusu yapılabilecek kadar absürt gelen ‘futbolcu kaçırma’ eylemi bundan 15 yıl öncesine kadar hiç yadırganmıyordu. Öyle ki son dönemlerde Türkiye futboluna damgasını vurmuÅŸ birçok isim bile o dönemlerde ya kaçırılan ya kaçıran ya da eyleme lojistik destek vermiÅŸti. Kördüğüme dönen Mehmet Topuz transferi vesilesiyle eski hikayelerin kahramanlarına ulaÅŸtık. Onlar hem yaÅŸadıklarını anlattılar hem de Mehmet Topuz olayıyla ilgili ne düşündüklerini…

Galatasaray’dan vazgeçmemin sebebi kesinlikle para değildi

kullanBeşiktaşlıların asla unutmayacakları isimlerden biri İlhan Mansız. Futbolu, fiziği ve davranışlarıyla kendine has bir tarz yaratan Mansız’ın 2001’de Samsunspor’dan Beşiktaş’a transfer olurken yaşadıkları o dönem polemik konusu yapılmıştı. Çünkü futbolcu önce Galatasaray’la anlaşmış, sonra Beşiktaş’a imza atmıştı. Halen Almanya’da bulunan İlhan Mansız, transfer hikayesini ve Mehmet Topuz’la ilgili görüşlerini şöyle anlattı: ‘Samsunspor’dan sonra ilk önce Galatasaray’la anlaştığımda, aynı dönem Gençlerbirliği’nden Galatasaray’a transfer olan Ümit Karan’la yaptığım görüşmeden sonra ona yakın bir ücret talep ettiğim de doğru. Fakat sonradan Galatasaray’dan vazgeçip Beşiktaş’a imza atmamın sebebi para değil. Çünkü Beşiktaş’tan Galatasaray’la anlaştığım rakamın aynısını aldım. Hatta aynı miktarı Galatasaray dolar olarak ödeyecekti. O dönem Bosman kararı ile sözleşmesi biten futbolcular bedelsiz transfer yapma hakkı elde etmişti fakat Türkiye’deki takımların itirazıyla bu karar bir sene gecikmeli uygulanmaya başladı. O dönem Beşiktaş, Samsunspor’a bonservis bedeli ödemeyi kabul ettiği için sonradan Beşiktaş’la anlaştım.

Futbolcunun oynayacağı takımı tabii ki seçme hakkı vardır. Ama Mehmet Topuz olayında basından takip ettiğim kadarıyla sözleşmesi devam ettiği halde kulübün rızası olmadan başka bir takımla görüşmesi söz konusu. Bence bu yanlış. Bunlar kulüpler tarafından da bilindiği için böyle bir girişimde bulunmak olumlu sonuç vermez. Bence bu olay kulüp, oyuncu ve menajerin ortak yanlışı.’

Gece bir tünele çağırdılar arabayla Fethiye’ye götürdüler

kullanFutbolcu kaçırma deyince ilk akla gelen isimlerden biri Hasan Vezir. 1989’da Fenerbahçe’den Galatasaray’a gitti ve o dönem yazılı basın bu transferi ‘Galatasaray Hasan’ı kaçırdı’ manşetiyle duyurdu. Hasan Vezir şimdi 47 yaşında ve teknik direktörlük yapıyor. İşte Hasan Vezir’in kendi ağzından kaçırılma hikayesi: ‘Ben Fenerbahçe’ye Rizespor’dan kiralık gitmiştim. Lig bittiğinde mukavelem de sona ermişti ama sözleşmen bitse de o dönemde kulübün malıydık. Çok büyük paralar istemememe rağmen Fenerbahçe ile anlaşamadık. O zamanki yönetici Metin Aşık o parayı veremeyeceğini söyledi. Kendisiyle dört kez konuştum. Ergun Gürsoy ile Yurdaşen Karahasan da beni Galatasaray’a transfer etmeyi çok istiyordu. Fenerbahçe kandırır diye beni kaçırdılar.

SIKINTIDAN DUDAĞIM UÇUKLADI

Küçükyalı’da bir tünele çağırdılar. Abimle gittim. Ergun Gürsoy’a ‘Galatasaray’a gelirim’ dedim. Abimi gönderdiler beni alıp başka bir arabaya bindirdiler. Yavaş yavaş İstanbul dışına çıkmaya başladık. Epey bir süre gittikten sonra ‘Bu bizim namus meselemiz oldu, biz seni kaçırıyoruz’ dediler. ‘Yapmayın etmeyin, ben Karadenizliyim, sözüm sözdür’ dememe karşın beni Fethiye’ye götürdüler. Sabah gazetecileri çağırıp göstermelik bir imza attırdılar. Ama dört yıl çok büyük sıkıntı yaşadım. Hakkımda çok fazla şey söylendi ve çok tehdit edildim. Transferden üç gün sonra evlenecektim. Düğüne gittiğimde sıkıntıdan dudaklarım uçuklamıştı. Galatasaray adasındaki düğünümde bile bazı kendini bilmez taraftarlar gelip aleyhime tezahürat yaptı. Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi 1-0 yendiği maçta golü ben atmıştım. Fenerli taraftarlar evimi bastı, kapıcıyı bıçakladı. Allahtan evde değildik.’

Ali Şen’le ücret pazarlığını beden öğretmenim yaptı

kullanTürk futbolunda fırtına gibi esen, 1995’te tarihin en yüksek bonservis bedellerinden biriyle Gençlerbirliği’nden Fenerbahçe’ye transfer edilen Tarık Daşgün, belki de kaçırılan son futbolcu oldu. Çok genç bir yaşta büyük takımların gözdesi haline gelen ve tecrübe kazanmadan Fenerbahçe’ye transfer olan Daşgün, bu kararının kendi kariyerini bitirdiği görüşünde. Şu anda Gençlerbirliği Süper Genç Takımı’nı çalıştıran Daşgün samimi itiraflarda bulundu: ‘Kaçırma olarak söylendi hep ama ben kendi isteğimle gittim. O zamanlar transfer olurken belli bir tarihte imza atılıyordu ve o tarihe daha 15 gün vardı. Fenerbahçe yöneticileri o tarihe kadar başka bir kulüple anlaşmamam için beni Ankara’dan İstanbul’a getirdi. İmza atana kadar hiç ortaya çıkmadım. Ama hiç tecrübem olmadan büyük bir camiaya gidince psikolojim bozuldu. Kendimi farklı bir hayata kaptırdım ve neticede kendi kariyerimi kendim bitirdim. O zamanlar bizim menajerimiz ya da yol gösterecek kimsemiz de yoktu. Benim transferimi Ali Şen, Vefa Küçük ve Şadan Kalkavan’la beden eğitimi öğretmenim konuştu.’

Daşgün, Mehmet Topuz konusuyla ilgili de şunları anlatıyor: ‘Fenerbahçe’de oynamak istemediğini söylüyor. Ben Fenerbahçe yöneticisi olsam bu tür bir açıklama yapan futbolcu Ronaldinho olsa almam.’

Fatih Terim’i havaalanından ben kaçırdım

Tahkim Kurulu Eski Başkanı Türker Arslan, 40 yılı aşkın bir süre futbol dünyasının içinde idareci olarak çeşitli görevlerde bulundu. Halen CAS (Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi) hakemliği ve Milli Olimpiyat Komitesi Yönetim Kurulu üyeliği yapan Arslan, Türk futbol tarihindeki birçok tartışmalı olayın bizzat tanığı oldu. Hatta Tahkim Kurulu Başkanı olarak o olaylarla ilgili kararların altına imza attı. Spor hukuku konusunda en yetkin isimlerden biri sayılan Arslan, Türk futbolunda transferler konusunda yaşananları değerlendirdi.

‘Kuralları en çok yöneticiler çiğniyor’ diyen Arslan, ‘Türkiye’de futbolcu kaçırma olayları o günün şartlarında çok yapılırdı ve normal karşılanırdı. Hatta ben de idareciyken sporcu kaçırdım’ diyerek yaşananları şöyle anlatıyor:

KİM ÖNCE YAKALARSA

kullan‘1973’te Fatih Terim Adana Demirspor’da oynuyordu. Ama biz onu Galatasaray’a almak istiyorduk. Ümit Milli Takımı’yla Romanya’dan döndü. Daha evvelden imzaladığı bir sözleşme vardı ve Adana’ya giderse o sözleşmeyi noterde ibraz edeceklerdi. Havaalanında bekledik uçağın inişini. Bu arada Adana Demirsporlu yöneticiler de vardı onu almaya gelen. Önce ben gördüm Fatih’i ve ‘Seni almaya geldim’ dedim. Aynı gün Fenerbahçe de Engin’i kaçıracaktı. Onu kaçırmasın diye de tedbirler alınmıştı. Engin’i değil ama Ali Yavaş’ı kaçırdı Fenerbahçeliler. Fakat Ali onlardan kaçmayı başarıp Galatasaray’a geldi. Türkiye’de transferler böyle film gibi yürüyordu.

ÜÇ UCU PİS DEĞNEK

Bugün artık bu konuların hepsi kurallara baÄŸlandı. Futbolcu kaçırmanın artık hiçbir anlamı yok. Kulübün de futbolcunun da muvafakatini almadan kimseyi transfer edemezsiniz. Topuz olayında iki kulübün de transferi gerçekleÅŸtirmesi mümkün deÄŸil. Geri adım atılmazsa o sporcu futboldan uzaklaÅŸacak. Türk futbolu açısından bu inatlaÅŸma hiç olumlu deÄŸil. Üç ucu pis deÄŸnek oldu.’

Kumburgaz’da UFO’ya bilimsel yalanlama

Eklenme Tarihi :13 Haziran 2009  Kategori :YaÅŸam  Yazan :cnr

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ulupınar Gözlemevi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, Kumburgaz’da UFO görüntülendiÄŸi iddialarıyla ilgili olarak ÅŸu açıklamayı yaptı.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ulupınar Gözlemevi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, Kumburgaz’da UFO görüntülendiÄŸi iddialarıyla ilgili olarak, son günlerde televizyon kanallarında hiçbir yeni ve doÄŸru bilgi içermeyen, toplumu yanlış yönlendiren, çaÄŸdaÅŸ geliÅŸmeyi engelleyen, bilim ve mantık dışı programların arttığını bildirdi.

Prof. Dr. Demircan, yaptığı yazılı açıklamada, son olarak bazı özel televizyon kanallarında, İstanbul’daki Kumburgaz’da 13-17 Mayıs 2009′da çekilen ve UFO’ya ait olduÄŸu öne sürülen görüntülere sık sık yer verildiÄŸini belirtti.

Bu görüntüleri konuyla ilgisi olmayan kişilerin yorumlamasının oldukça yanlış olduğunu ifade eden Demircan, şunları kaydetti:

”Son günlerde televizyon kanallarında hiçbir yeni ve doÄŸru bilgi içermeyen, toplumu yanlış yönlendiren, çaÄŸdaÅŸ geliÅŸmeyi engelleyen, bilim ve mantık dışı programların arttığını üzüntüyle izliyorum. UFO’ları uzaylıların araçları olarak lanse eden, gece karanlıkta çekilmiÅŸ, ışıklı her görüntüyü UFO olarak gösteren, uzaylıların akın akın dünyayı ziyarete geldiklerini söyleyen hiçbir uzmanlık alanı olmayan açıkgöz, sahtekar ve bilgisiz insanlar ekranlarda boy gösteriyor.”

Demircan, bir UFO uzay araştırma merkezinin bu konuda uluslararası kongre düzenleyeceğini web sayfasından duyurduğunu ancak kongreye katılacağı bildirilen kişilerin ilgili alanlarda bilim adamı olmadığını savundu.

UFO konusunda doğru bilgilere sahip olmanın optik, fotoğrafçılık, geometri, fizik, meteoroloji ve astronomi gibi alanlarda uzman olmayı gerektirdiğini bildiren Demircan, açıklamasında şu bilgilere yer verdi:

”İnsan uzman olmasa da günlük olaylarla ilgili fikir yürütebilir. Ancak teknik konularda, uzman olmayan hiç kimse bana göre ‘Böyle ya da şöyle olabilir’ deme lüksüne sahip deÄŸil. Teknik konularda doÄŸrular tektir kiÅŸiden kiÅŸiye deÄŸiÅŸmez. Bu doÄŸruları ilgili alanlarda doktora sahibi olanlar bilir ve teknik konular uzmanı olmayan kiÅŸilere sorulmaz. Medya, teknik konularda bilgi aktarırken bu gerçekleri bilmek ve bilimsel temellere dayalı olarak daha kritik ve sorgulayıcı olmak zorundadır. Bir teknik alanda konuÅŸacak kiÅŸinin uzmanlık alanı mutlaka sorgulanmalıdır. Aksi halde medya, sokakta gördüğü her insanın termodinamik kuantum mekaniÄŸi, evrim gibi teknik konularda görüşlerini alıp bu görüşleri doÄŸruymuÅŸ gibi topluma aktararak kargaÅŸa yaratıp toplumun doÄŸru bilgilendirilmesini ve geliÅŸimini engellemiÅŸ olur.”

Gökçeada ve Bozcaada’nın hesap bilgileri güncellendi

Eklenme Tarihi :13 Haziran 2009  Kategori :Ekonomi  Yazan :cnr

Yeni teÅŸvik paketinde 4′üncü bölgede yer alan Gökçeada ve Bozcaada’nın, mahalli idare birimlerinin, sisteme girecek hesap bilgileri yeniden düzenlendi.

Maliye Bakanlığı’nın ”1 Sıra Nolu Genel Yönetim Mali İstatistikleri Genel TebliÄŸinde DeÄŸiÅŸiklik Yapılmasına Dair Genel TebliÄŸ”ine göre, mahalli idare birimlerinin sisteme girecekleri hesap bilgileri, Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe YönetmeliÄŸi hükümleri ile Mahalli İdareler Detaylı Hesap Planı çerçevesinde, Bakanlıkça belirlenecek mizan bilgileri ve bütçe tahminleri ile finansmanın ekonomik sınıflandırması tablosuna iliÅŸkin bilgilerden oluÅŸacak.

Değişiklik öncesi, söz konusu hesap bilgilerinin belirlenmesinde mizan bilgilerinin bulunması yeterliydi. Ancak lüzum görülmesi halinde, bütçe tahminlerine ilişkin bilgiler talep ediliyordu.

TebliÄŸe göre, ilgili mevzuat çerçevesinde Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen mizan formatına uygun olarak aylık dönemlerde oluÅŸturulan kümülatif verilerin takip eden ayın sonuna kadar, yılın tamamına ait (Ocak-Aralık) kümülatif verilerin ise en geç takip eden yılın Åžubat ayı sonuna kadar KBS’ye (kamunun mali yapısının takibinde kullanılan sistem) giriÅŸi yapılacak.

Mahalli idarelerce ayrıca ertesi yıla ve izleyen iki yıla ait bütçe gelir-gider tahminleri ile finansmanın ekonomik sınıflandırması tablosuna iliÅŸkin bilgiler de Eylül ayı sonuna kadar KBS’ye girilecek.

Veri giriÅŸleri bakanlıkça yayınlanan uygulama kılavuzu çerçevesinde yapılacak. Mahalli idareler, KBS’ye giriÅŸ yetkisi ve bu yetkinin iptali ile ilgili ÅŸifre taleplerini resmi yazıyla muhasebe müdürlükleri ve mal müdürlüklerine bildirecek. Mahalli idareler KBS’ye veri giriÅŸi sırasında karşılaÅŸtıkları teknik sorunları da e-posta yoluyla ”mahalli@muhasebat.gov.tr” adresine bildirecek.

TebliÄŸ ile mahalli idare birimi tanımına da eklemeler yapılırken, ”Bozcaada ve Gökçeada  ilçe özel idaresi ile bunlara baÄŸlı idareleri ve 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu kapsamındaki birlikleri” ibaresi de ilave edildi.